Sevgili dost
Sana yazmak için ne zaman kalemi elime
alsam aramızda uzayıp giden sessizliğin hükmüne yenik düşüyor kelimeler. Bazen
bir kelime yutuyor beni, bazen bir kelime diken olup batıyor yüreğime. 2012
yılının kalan bir kaç günü, son nefesini vermenin telaşıyla hızla akıp gidiyor.
Yılların bu akışkan, bu aceleci tutumuna başkaldırıp, inadına uzatıyorum tüm
cümleleri. Geriye dönüp bakınca belirsizlik içinde, sukutunla savaşarak bir yıl
daha tükettiğimi fark etmek acı veriyor. Bir senenin daha bitmesi, senli zamanlardan
bir sene daha uzağa düşmek gibi. Gün sayarak, çentik atarak, gidişine inat,
dönüşünü beklerken özlemle dolu dolu geçen anları bitti artık diyerek terhis etmek istiyor seneler. Gelen yeni yılı kucaklamak için
eskiyi uğurlamak gerek diyor birileri. Mizanı tutturmak için borç ve alacakları
dengeleyip, hesapları sıfırlamak en güzeli. Küçük bir işletme gibi çarkın
dişlilerine takılmadan, ezilmeden döngüye şükredip karsız, zararsız olduğunu
var sayarak kapatmalı seneyi.
Geçen yıl; susarak çıktığın yolculukta
geride kalan olmayı başaramadım bir türlü. İnsan bazen bir adım geride durmayı
ve susmayı bilmeli. Hele de terk edilense, vazgeçilen olduğunu bilmeli. Ferman
verilmişse; sorgulamadan, kurgulamadan, yargılamadan boyun eğmeli. Sen
giderken; ne susmayı, ne küsmeyi başarabildim, ne de terk edilen olduğumun
farkına varabildim. Yazarak peşin sıra yetişirim sandım. Yazarsam duyar,
okursan anlarsın sandım. Yine yanıldım... Yine yenildim... Yaşadıklarımıza
bakınca anlıyorum ki başarısızlıklarla dolu bir sene geçirmişim. Bir yıl daha
yaşlandık, bir yıl daha anılar sayfasına eklendi. Unuttuklarımız,
unutamadıklarımız, dokunduklarımız, dokunamadıklarımızla bir sene daha
erişilmezlik zırhını giymeye hazırlanıyor. Bir senede daha parmak izimiz
kalıyor.
Söz sevgili; öyle çok ıslandın ki
sevgi yağmurunda, gayri pamuktan bulutlar yollayacağım sana. Teslimiyetle
sus düşüreceğim yüreğime. Sus düşüreceğim çoğalıp, büyüyen, kanserleşen
hastalıklı hücrelerime. Sus diyeceğim içimde ağlayan doğmamış
bebeklere. Her cümlenin sonuna bir virgül atarak, her cümlenin
sonuna üç nokta bırakarak gidiyorum... Anlıyor musun... Şiiri yazılmış, hayali
kurulmuş, karanlığından yahut aydınlığından tab edilememiş imgelerimi
bırakıyorum ortada. Oyuncağı bozulmuş, çalarken zembereği durmuş, bir
çocuk şarkısını söylüyorum ardın sıra. Ölümcül bir günah gibi silmek istesem de
ellerimi silemiyorum. Elleri mürekkep lekesi bir çocuk bırakıyorum yüreğinin
kuytusuna. Gör ki nasıl bir sukuttur kalemimden damlayan.
Bu sene bir yenilik yapıp, yeni yılın
getirilerine direnmeden razı olmayı diliyorum. Teslimiyet... Belki de en büyük
hatam buydu. Her gidenin dönülmüş bir sapağı, verilmiş bir kararı var. Kalanın
payına düşen teslim olmak. Sessizce kendi yangınında yanmak. Hükmü tarafından
verilmiş bir gidişin ardında, sonsuza değin terk edilmiş olsam da; dünya
denilen atıldığım yeryüzü toprağında unutulan, geride kalan olmayacağım. Yalanı
çok dünyanın, kalanı yok nasılsa. Diyeceğim o ki sevgili; doğru bildiğim bu aşk
uğrunda sarsılmaz bir inançla elimden geleni yaptım, azimle çabaladım durdum
ama artık yoruldum. Önce bekledim sabırla, sonra sustum, durdum, duruldum.
Sanma ki senin verdiğin hükümdür yoldan çeviren. Sen "bitti" dediğin
için değil bu son. Yüzbin kere yüz çevirsen de aşkımdan, yolumdan, yazgımdan
silinmen mümkün değil artık. Serimde iki kişiyle başlamış, düğümde kördüğüm
olmuş, çözümde çözgüsüz kalmış bir çile yumağıdır aşkın öyküsü. Dem bu dem ki
tevekkül vakti. Dem bu dem ki aşk-ı saadet vakti.
Zeynep Özmen - 27 Aralık 2012 - 00:15


.jpg)
