Ağlara takılmış onlarca balık sıçrayıp duruyor ekranda. Nefes almak ne
kadar önemli değil mi. Balıkçı ağlara asıldıkça son nefesini veriyor balıklar.
Birazdan tezgâha çıkacaklar. Bağıracak satıcılar.
-Canlı canlı bunlar.
Küçük balık, büyük balık, küçüğü yutan en büyük balık aynı ağda. Ağa
takılan her balık, balıkçıya rızık. Tüm bu çırpınış, bu çaba ne için? Son bir
nefes almak için mi çırpınıyor balıklar. Yoksa artık nefes alamadıkları için
mi? Birazdan ölecek oldukları için mi bu çırpıntı. Bakınca manzaraya diyorum ki
yaşamak bu olmalı. Alacağın son nefes bile olsa,
bir kaç saniye daha yaşamak için çırpınmak en güzeli. Değil mi ki her yolu
kadere kıvrılıyor çıktığımız bu yolculuğun.
Bugünlerde kelimeler tıpkı ağa takılmış balıklar gibi çabalıyor. Ne yazsam
olmuyor. Ne yazsam konuşmuş olacağım. Oysaki susmak istiyorum. Her mektup
bir sesleniş uzaktan uzağa. Kalemin kâğıtla buluşması, karanlıklar içinde
yürüyen yalnız insanın fısıltılı seslenişi. Yürüyerek aşamadığın mesafeleri
kelimelerle aşma telaşı. Geceler boyu içimde bir kara tren şehir şehir geziyor.
Issız garlardan, kimsesiz yolcuları birer birer toplayıp getiriyor. Unutuyorum
o an kendimi. Kurgusuz, kuralsız dilimin ucuna gelenleri yazmaya başlıyorum.
Her harf bir ses versin canlansın istiyorum. Yeter ki ses olsun, razıyım
fısıltı olsun. Ben karanlıktan değil sessizlikten korkuyorum. Bu yüzden
içimdeki çocuk bıkmadan usanmadan konuşuyor.
Büyümek nedir? Ne zaman büyür insan? Kendi kararlarını kendin almaya başladığın
zaman mı? Oynadığımız oyunun son repliğini yazmayı bir türlü başaramamışken,
içindeki haylaz çocuğun keyfiyetine teslim olmamı bekliyorsun benden. Gıyabımda
alınmış, tebliği hiç yapılmamış ayrılık kararının tarafımdan kabulünü beklerken
hiç düşündün mü? Aldığın kararın elimi kolumu bağlayan bir mahkûmiyet
olduğunu.
Diyordun ki,
-Bir hata yaparsam, önce kendimi cezalandırırım.
Cevap ver o zaman.
-Susarak aldığın bu ayrılık kararı kimi cezalandırmak için?
Günlerdir tedirgin bir şekilde tek kelime etmeden düşünüyorum. Sen sustun
diye, susmalı mıyım? Oysaki susmak benim için fasit bir dairenin içinde dönüp
durmak. Susmak hapsolduğum labirentin bir çıkış yolu olmadığına
inanmak.
Ve diyordun ki,
-Sen o şehri hiç terk edemeyeceksin. Hiç bir yere gidemeyeceksin.
Yapamazsın, yaşayamazsın uzaklarda.
Ama bil ki yanılıyorsun. Kalemini eline alan her yazar kelimeler eşliğinde
en uzağa kanat açmış, yola çıkmış demektir. Yazan için her şiir, her öykü hatta
her cümle bir yolculuktur. Ne kadar uzağa gittiğinin, hangi uzağı yakın
ettiğinin, yolu tüketip, tüketmediğinin ne önemi var? "Kanatlı göçer"
demişti bir şair. Evet demiştim içimden. Evet. Bence tüm yazarlar kanatlı
göçer. Yüreğine aşk konan insan hiç yere konmaz. Özgürlüğe açılmış kanatlarıdır
kalemleri. Mevlana'nın dediği gibi pergelin bir ayağını yüreğindeki aşka
sabitleyip, diğeriyle dünyayı dolaşırlar.
Zaman denen kambur büyücü mutluluğun yokuş aşağı hızla yuvarlanan bir
çember olduğunu öğretti bana. Bir an ruhunda geziniyor ama hiç düzde
yakalamıyor insanı. O zaman kovalamak, hatta onu geçmek gerek diye düşündüm.
Kambur büyücünün nefesinden öteye geçebilmek için sesi gür, kendi gürbüz kalemkâr
çocuklar büyüttüm içimde. Korkunun sıradağlarını aşabilmek miydi hüner? Annemin
kırk yamalı bohçasından çıkardım en güzel motifleri. Hayat yaşanılası ve güzel
diyerek kaderin azmiyle yarıştırdım duygularımı.
Yazdıkça aklanıyor muyum? Yazdıkça suçlanıyor muyum bilmeden yüreğimde
kurduğum panayırda ip cambazı oluyorum. Beni ben suçluyor, beni ben aklıyorum.
Kalemimden dökülen ne varsa yürüdüğüm ipin üstüne mandallıyorum. Bekleyecek
sabrım yok. Bekleyecek vaktim yok. Zaman denen kambur büyücü gün sayıyor
peşimde. Bekleyişlerin içinde anlıyorum onun yürüdüğüm ipi boynuma dolamaya
hazır bir cellât olduğunu.
Zaman denen kambur büyücü süpürüp bir günü, uzatıyor yine de her gün
ellerini. Yeni bir sayfa veriyor bana. Yeni bir gün, yeni bir umut. Adı sabah.
Geceyi aya, günü güneşe seriyorum. Yüreğime okyanuslar yüklüyorum. Gecelere
ışık oluyor kalemim. Günün ak sayfasına kara kalem notlar düşüyorum. Yazdığım
her sayfanın kenar süsü oluyor yakana iliştirdiğim papatyalar, yıldızlar. Bazı
sabah annem gibi bir süğüm ip arıyorum günü yamamak için. Bazı sabah annemin
çiçekli basma minderine benzesin diye bahar dalları çiziyorum güne. Bazı
günleri annemin oyaladığı sevda mendili gibi koklayıp saklıyorum sinemde.
Sapanım hazır, çakıl taşlarım cebimde çünkü kulak veriyorum bir şaire.
Bir çocuk kalkabilir ancak duvarları yıkmaya
Güvenerek küçücük ceplerindeki kocaman çakıl taşlarına
C.Hakkı Zariç
8 Mart 2013 –
Zeynep Özmen