Gözleri yerde, boynu bükük, elleri cebinde
bir şeyler aranıyor. Düşüncelerinin ağırlığını savuşturmak ister gibi telaşlı
elleri. Gözleri yerde ne arıyor? Aradığı yerde mi, cebinde mi? Belli ki
çıkmazdan çıkmak için açar arıyor. Daha ne kadar arayacak. Yolların kesiştiği
yerde, girdabın ortasındayız. Sevda gibi ayrılık da ansızın geliyor. İnsan
ansızın doğuyor, ansızın ölüyor. Gerçekler ansızın zuhur ediyor. Kaderin
yazdığı senaryoyu doğaçlama oynamak düşüyor payıma. Ayrılığa dair okuduğum
yazıları, izlediğim sahneleri hatırlayamıyorum bir türlü. Payıma düşen rolü
biliyor ama karşımdaki telaşlı arayışın etkisinden çekip alamıyorum
düşüncelerimi. Sahnede ne yapacağını unutmuş oyuncular gibi elim ayağıma
dolaşıyor. Ellerim konacak dal bulamayan kuşlar gibi savruluyor
boşluğa.
Gözlerini yerden çekip alsa, görecek
gözlerimdeki gerçeği. Gerçek gözle görülür mü? Gerçek gözle görünen midir
gerçek ruha işleyen mi? Sevenle, sevilen arasında en samimi gerçek aşktır. Bir
nazarda buluşup, sevenle sevilen arasında köprü kuran huzmelerin ruha sevgiyle
dokunuşudur aşk. Yalan sevdalar ışık geçirmez. Gözlerini kaçıran gerçeği
göremez. Sevgi dolu bir bakışın yüceliği, sevmeyeni korkutur. Her insan kendi
gerçeğiyle korkmadan yüzleşir. Boynun bükük, yere bakarken anladım ki bu aşk
benim gerçeğim, senin yalanınmış. Sevda gibi ayrılığında bakışı ansızın bir ok
gibi saplanıyor yüreğe. Yüreğimden kanatlanan bir beyaz güvercin ufka doğru
kanat çırpıyor. Uzaklaştıkça beyaz kanatları alacalanıyor. Ufukta kara bir
noktaya dönüşüyor.
Usul usul anahtarını bulup çıkartırken
cebinden, verdiğin kararın etkisiyle önce ellerin çıktı saklandığı yerden.
Aklınla yüreğinin savaşı bitmiş, ellerin titremeyi kesmişti. Bir an,
mecburiyetten kaldırıp başını bakıyorsun. Kirpiklerinin gölgesinde ışıksız,
mühürsüz bakışların dokunuyor yüreğime. Zaman donup kalıyor. Kirlenmemek adına
onca nazardan kaçmış gözlerim, ilk kez bir bakışta buluşuyor gözlerinde.
Gözlerinden kirli, iki siyah benek yuvarlanıp düşüyor yere. İlk kez bu kadar
günaha yakınken, yabancılaşan bakışlarında günahtan bu kadar uzağız. Kâğıda
yan yana düşen iki damla mürekkep lekesi birleşip, tüm kâğıda yayılıyor.
Kocaman siyah bir noktaya dönüşüyor. Ben o lekeye bakıyorum. Sen anahtarını
düşürüyorsun elinden.
Senin kaçtığın, benim yüzleştiğim gerçek
ayakta tutuyor gökkubbeyi. Tek kelime etmeden anahtarınla baş başa bırakıyorum
seni. Ayrımsayamıyorum; ayaklarım mı beni sürüklüyor, ben mi ayaklarımın peşi
sıra gidiyorum. Ayrılığın keskin köşesinde yitiyorum. Güneş gün ortası gözünü
yumuyor. Kör oluyor gözlerim, şaşırıyorum yönümü. Yalnızlığın dört duvarına sıkı
sıkı tutunuyorum. Annemin hep sözünü
ettiği "ya nasip" diyen al duvaklı gelinin bindiği at tökezliyor. Bir
şair elinden kalemini düşüyor. Gözlerinden iki kor parçası yuvarlanıp düşüyor
yüreğime. Kavanozdaki kırmızı balık sıçrayıp düşüyor yere. Balık çırpınıyor,
deniz geri çekiliyor. Balık can havliyle sıçradıkça deniz uzaklaşıyor.
bir gözü taş zemine yapışık,
bir gözü açık,
ölüyor balık…
böyle mi başlar ayrılık?
Zeynep Özmen – 15 Aralık 2012
1 yorum:
ayrılık yaman kelime..
benzetmek azdır ölüme..
kim uğrarsa bu zulüme..
gündüzü olurmuş gece...
Yorum Gönder