17 Şubat 2013 Pazar

İçimde Yankılanan Sesler


Vapur düdüğü iki kez kısa kısa ötüyor. Bırakıyorum elimdeki işi. Çay bardağını alıp pencere kenarına geçiyorum. Birazdan şehir hatları vapuru Kanlıca iskelesine yanaşacak. Siluetini izliyorum uzaktan. Telaşı olanlar önde sıraya girip bekleyecekler palamarın atılıp, köprülerin kurulmasını. Yorgun olanlar yavaş yavaş boşaltacak vapuru. Yeni yolcular kapıların açılmasını bekleyecek heyecanla. Bir hengâme, bir telaş, geç kalanlar koşturacak turnikelerden. Emirgan'a yeni bir yolculuk başlayacak.

-Bizim için en doğrusu bu...

Uzaklardan, yüreğimin saklı köşesinden çıkıp, usumda yankılana yankılana kulağıma doluyor ses. Hangi doğrudan, hangi yanlışın çıktığını unutmuştum o gün. Düşünmemiştim. Doğru neydi? Yanlış ney? Hiç bilemeyecektik. Tek bildiğim gıyabımda verilmiş kararı değiştirmeyecektim. Susmak en güzeliydi. Bir daha hiç konuşmamak üzere sustum. 

Anılarla uğraşacak takatim yok. İşime geri dönmeliyim. Bu kadar mola yeter. Düşünmemek için en güzel yöntem çalışmak. 

Makası elime alıp, demeti sıkıca bağlayan ipi geriyor, kesiyorum.

Annem geliyor aklıma. Bir an öylece kalıyorum. 

- Bir süğüm ipimiz yoktu, söküğümüzü dikmeye. Diyor annem ötelerden.

Demeti bağlayan ipi sarıyorum iki parmağıma. Küçük bir yumak yapıp, bırakıyorum masanın ucuna. İçimden her defasında bu yaptığıma kızıyorum. Ama bir türlü bu alışkanlığıma engel olamıyorum. Bir süğüm ipi olmalı insanın, söküğünü dikmeye... 

Demeti saran beyaz kağıdı açıp, yayıyorum masaya.

"her şey yapılabilir
bir beyaz kâğıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konabilir
bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine..."

Her şey yapılabilir bir beyaz kâğıt olmak istiyorum bir an...

Ayıklanmaya hazır yirmi adet beyaz gül demet olmak üzere hazır, bana bakıyor. Falçatayı alıyorum elime. Sonra vazgeçip bırakıyorum. Güzel bir demet olmalı hazırlayacağım. Falçatayla gülün dalları soyuluyor. Sapları çirkin görünüyor. Dikkatle tek tek yeşil yaprakların altta kalan kısımlarını ve dikenleri ayıklamaya koyuluyorum. Bir anneye gidecek bu güller. Anneye giden güller güzel olmalı. Anneler hep gül almalı. Dikenleri ayıkladıkça sakinleşiyorum. Keşke hayatın, insanların dikenlerini de böyle ayıklayabilsem...

Pazar günü anneler günü. Bugün cuma. Tüm müşteriler için özel ve önemli bir gün anneler günü. Siparişi gördüğümde tarihin yanlışlıkla seçilmiş olduğunu düşünüyorum. Mause kaymış ve yanlış tarihi seçmiş olabilir müşteri ya da tarihi anımsamıyordur. Siparişi veren bir hata yapmış olmalı. Arayıp hatırlatmalı, düzeltmeli tarihi. Bu iş kalabalığında insanların böylesi hatalar yapması haksızlık gibi geliyor bir an, kızıyorum içimden. Televizyonlarda, radyolarda bangır bangır reklam yapılıyor. Öyle ya kimse unutmamalı bu özel günü. Pazar günü anneler günü. Neden dikkat etmez ki insanlar diye söyleniyorum içimden. El mecbur telefonu elime alıp, arıyorum müşteriyi.

-Beyefendi çiçek siparişinizle ilgili arıyorum.

-Evet, buyurun. Bir sorun mu var.

-Siparişiniz ulaştı fakat acaba tarihi yanlış mı seçtiniz. Cuma günü teslimat istemişsiniz.

-Yok, yok. Sorun yok cuma günü teslimat istiyorum.

-Farkında olmadan yanlış tarih seçtiğinizi düşündük.

-Annem bir başkasıyla evli. Çiçeği pazar günü evine yollamam sorun yaratabilir. Bu yüzden cuma günü ofisine iletilmesini istiyorum.

-Anladım. Özür dilerim rahatsız ettim. Cuma sabahı iletilecek çiçeğiniz. İyi günler.

Diyerek kapatıyorum telefonu. Kızıyorum bir an. Ne gerek vardı şimdi bunları bir yabancıya anlatmaya. Bu açıklama, bu açık sözlülük içimi burkuyor.

-Evine yollamam sorun yaratabilir...

Kaç tur atıyor bu ses kulağımda. Kaç kez yankılanıyor. O da diğerleri gibi bir müşteri işte. Neden bu kadar dokunuyor sözleri. Bu kelimeleri söylerken bir perde aşağı düşüyor, kırılgan bir çocuk mahzunluğuna bürünüyor ses tonu. Yüreğimi burkan, içimi dağlayan tek şey o ses oluyor bir anda. Kırgın bir çocuk sesi…  

Avuçlarım öyle küçük ki ellerime kızarak bakıyorum bir an. İçimden annem söyleniyor yine.

-Elleri küçük olan maharetli olur.

-Hayır, ellerim hiç de maharetli değil. Diken ayıklamaktan başka bir işe yaramıyorlar sanki... 

Yeşil yaprakları ayıklamaya başlıyorum. Usta ayıklamaz biliyorum. Hepsi yeşil, hepsi yaprak çünkü.

Tüm malzemeleri hazırlayıp ustayı çağırıyorum. Usta güllerin etrafına gelin çiçeklerini ve yaprakları maharetle döşüyor. Bir yandan soruyor.

-Hayırdır abla. Kime gidecek bu demet.

-Müşteriye gidecek.

-Ne bileyim sen geçmezsin atölyeye. Malzeme hazırlamazsın. Özel birine sandım.

-Tüm müşteriler özel değil mi?

-Öyle.

Diyor susuyor usta. Ses tonumdan anlıyor cevap alamayacağını. Konuştukça ortamın gerileceğini. Mahir bir usta olmasına rağmen daha özenli sürdürüyor çalışmasını. Utanıyorum bir an yaptığımdan. Çay almak için mutfağa yöneliyorum. Uzatmamalı insanı geren suskunlukları.

-Çay alır mısın? Diye sesleniyorum mutfaktan.

-İyi olur abla.

Çay bardaklarıyla döndüğümde demet hazırlanmış oluyor.

-Çok güzel olmuş usta, eline sağlık.

Diyerek uzatıyorum çay bardağını. Keyifle atıp şekerini karıştırıyor.

İçeri geçip sipariş fişini hazırlıyorum. En güzel not kâğıdını seçiyorum kendimce. En güzel yazımla yazıyorum.

"Canım Anneme"...

10 Şubat 2013 Pazar

Belirsizlik İçinde


gözlerim her sabah
aynı boşluğa uyanıyor
her şey ağır
her şey sağır bu evde
ağır ağır açılıyor çekmece
bardak ağır
su ağır


belirsizlik gözlerini dikiyor üzerime
kurşun gibi çöküyor omzuma
çelik halatlarıyla çekiyor sonsuz boşluğa
gömülüyorum…


uyuyor, uyanıyorum
her sabah umut diye
"her şey güzel olacak"
sözünü boş çuval gibi
sırtımda taşıyorum


bir parça huzur için
yeniden kazınacak ruhum
teşhisler doğru mu?
bilmiyorum...
risk ortadayken kumar oynuyorum
inatla savunduğum
yaşam hakkı mı?
ölüm hakkı mı?
bilmiyorum...


gökyüzünde duran kara bulutları
üflese rüzgâr
yüreğim kıpır kıpır
gözlerim ışıl ışıl
Galileo gelse yanıma
"kimse inanamıyor ama dünya dönüyor" dese
tatlı tatlı gülümseyip yüzüne
elimi uzatıp rüzgârın kovaladığı bulutlara
"evet, dünya dönüyor" desem sevinçle
çocuk olsam yine...


belirsizlikle göz göze gelince
"devam et" diyorum kendi kendime
buruşmuş kâğıtlarla dolduruyorum tüm boşlukları
risk almadan yaşanmıyor
çünkü dünya dönüyor...

10 Şubat 2013 – Zeynep Özmen