17 Mayıs 2012 Perşembe

Zerre


ey değerimi soran insan
noktayım boyutsuz
sahrada kum zerresi
ölçüp biçemezsin kumpasla
aslın suretinden bir parça
üflendi ruha


söyle diyorsun
göster hani nerede
bilmiyorum
kendimi bulmaya geldim
arıyorum nicedir


beni bana çarpan sen
beni bana bölerken
sıfır çıkarsa ortaya şaşırma
uzamaz boyum
yap sağlama
nokta olduğunu bilen 
aciz kul sığınır Rabbin makamına


özümü sorarsan
nutfeyim
kendime ait değilim
kâinatın özüyüm
dengede miyim
ya kötü ya iyiyim
bilmem
bilmediğini söylemek erdem


sorma yönümü
var git yoluna
yoldaş değiliz
özüm bir lokma su
sen ol yaşam pınarı
korkun neye ve niye
kinin kime
ne umman damlayı yuttu
ne damla deryaya battı 


kör bıçak dayansa kemiğe
es sükut dersen aşk olur
Hikmeti ilahiden
sırrı çözülmez kördüğüm atmalısın gönlüne
temizler ruhundaki arazı
bağırarak sarılmaz çile yumağı

Zeynep Özmen – 16 Mayıs 2012

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Aşkı Beklerim


Sus dedin küstü içimdeki çocuk
Gülen gözleri doldu boncuk boncuk
Açmadan toprağa düştü tomurcuk
Dünyama doğacak aşkı beklerim

Göç etti turnalar sefer eyledim
Aşkımı kapında nefer eyledim
Karanlığı sildim seher eyledim
Sonsuza yağacak aşkı beklerim

Hece hece umut bahşetsin kelâm
Kalbime em olsun verdiğin selâm
Vuslata yol olsun okunsun sâlâm
Ruhuma çağacak aşkı beklerim

Hayatıma güneş rengini karsın
Sarmaşık gülleri gönlüne sarsın
Derunumda saklı ahretlik yârsın
Ömrüme sığacak aşkı beklerim

04 Mayıs 2012 - Zeynep Özmen

Zindan Kozalar


dut yaprağında mutluluk belledin
derdi ne dut, ne dutluk
hücre hapsine yolculuk
özünden aşk damıtacak
her bir çilesi


harlı ateşte
itinayla ayıracak saçlarını
köyün genç kızları
tarayıp boyayacaklar
yedi renk yedi desen
sevgiyle örülecek belikleri
dokunduğu kilimde 
nakış olacak bakışları


parçalayıp çıksa bile kozadan
yazgısı ortada
ne çizginin üstünde ne altında
yalnızlık tek boyutlu uzam
nereye çekersen çek hattı
ufku düşürsen
mühleti üç günlük ömür dediğin
vadesi uzar mı kelebeğin.


29 Nisan 2012 – Zeynep Özmen

Ezberbozan


Tırnak arası yaşamak 
Mecburi istikamet mi dersin
Hayatın parmak ucunda
Gün ortası devriye geziyor
Beni gösteren eller
Son kareler çiziliyor 
Kaçış yok 
Siyah beyaz bilmece duvarları
Keskin uçlarımı buduyor
Güneşi yontan adam
Bilmiyor asude körlüğümü 
Tam ortasındayım coğrafyanın


Kaç ihtimal var
Kaç türkü sayılır şafak
Düşünmek ürkütücü
Düşünmemek ne mümkün
Söyle kaç günlük bu hayat
Beklemek öldürürken
Tükenmez kalemle karalanıyor gün
Savrulduğum boşlukta son noktaya inattı
Üç boyutlu sonsuz hiçlik


Çelişkili dersler veriyor hayat 
Bitmeden vakit
Hemen şimdi virgül atsam ömrüme
Tamamlamak için kalanı 
Geri gelmek mümkün mü?
Ezberledim temrinleri
Seviyor, sevmiyor derken papatya 
Aniden durdu sarkaç
-her an ölebilir- çıktı falımda
Çekinmeden bastım tetiğe
Sensiz geçen günleri öldürdüm
Alışmamak için…


27 Nisan 2012 – Zeynep Özmen

Tükenmez Yolculuk


Bir çocuğun rüyasıydı, gerçekleşmeyen,
Hayali kurulmuş geceler boyu,
Beyaz buluttan bir külah dondurmaydı alacağı.
Bir sabah; 
Zamanın döngüsünde umuda pedal çevirdi çocuk
Dondurma alacak, 
Güneşi bulacak, 
Ufka varacak,
Ve belki; 
Kim olduğuna karar verecek, cesurca.


“Evden kaçmak” ne demek?
Dillerde dolaşıyor yokluğu,
Kasvetle alacalandı seher vakti, 
Kan damlatıyor kırmızının ihtilali.
Sıkıntı tezgâhında dokunmuş usta katliam,
Güneşin gözlerini bağlıyor öngörü,
Özgürlüğü haykıran,
Sözde hümanist bağımlılar peşinde.
Kaçıyor sanrısında,
Bisikletin zincirlerine takıldı pranga.
Bağımsızlığı, zincire bağlanmadan tanıyamazsın çocuk.
Suçlanmakla aklanmak arası tükenmez bir yolculuk,
Temiz olsa da vicdanın, seni suçlayanlardan kaçamazsın…


26 Nisan 2012 – Zeynep Özmen