13 Ocak 2012 Cuma

Köşe Kapmaca


Ne zaman aynaya baksam seni görüyorum karşımda, kendimden evvel. Ne komik bir yalnızlık duygusu bu bendeki. Aynayı neşeyle bile paylaşmazken, çekil yanımdan görmek istediğim kendi aksi suretim diye tuttururken, bakıyorum aksi suretimde senin gülen yüzün. Öte yandan nasıl bir yanılgı bu; sen hiç gülmezsin ki cancağızım. Her an öfkelenmeye müsaittir senin yüzün ve hep ciddi. Kendimi mi kandırıyorum ben şimdi. Hala anlamış değilim bu nasıl bir tezat. Hele de şimdi, mevsimlerden sonbahar ve ötesi kış. Biliyorum aksiliğin artacak ve yüzün kış bulutu gibi bakanı ayaza kesecek. Hal böyleyken, sen ne demeye gülüyorsun bana aynalardan. Sen bir yalancı olmalısın ya da ben bir yalancı mıyım? En ustasından. Hep seni gülerken hayal etmek neyin nesi. Demek ki bende hep gülen resimlerin kalmış. Yinede gözlerinin çocuksu parlaklığına takılıp kalıyor aklım. Devrilmiş kaşlarını hesaba katmıyorum nedense. Ben seni tanıdığımda küçük bir çocuktun. O zamanda devriliyor muydu senin kaşların? Hatırlamıyorum şimdi cancağızım. Hafızamı zaman rüzgârının unutturan etkisine kaptıralı çok oldu.Ruhumuzun acıtılacağını bilmiyorduk, çocuk ruhluyduk o zamanlar. Gözlerimizin içindeki ışığın çalınacağını söyleseler inanır mıydın sen? Ben kesinlikle inanmazdım, söyleyen sen olsan bile. Seni deli edene kadar omuz silkerdim sana, inadına. Şimdi kelimelerle el ele tutuşuyor olacağımızı düşünmemiştik. Hayatı kimin planlamaya gücü yetiyor ki cancağızım. Yazdıklarımı dönüp okuyunca gayri ihtiyari tebessüm ettim tam da şu anda. Burkuldu içim nedense. Senin planladığın yolda yürüyüp gidişini, silmiş aklım bir an, hatırlayamadım. Benim delişmen aklımın oyunlarını bilirsin cancağızım. Canımı yakan anları siliyorum ve oraya kendi uydurduğum, canımı daha az yakan masal parçaları ekliyorum. Onca planların arasına dalınca hayat yolunda, beni unutmasan da zaman mesafeleri açmıştı aramızda. Bölük pörçük hayatın seni sıkıştırdığı köşe başlarında, aklına gelip sıkıntı nidasıyla attığın bir kaç mesajda başını kaşıyacak zamanının olmadığından dem vurmuştun sadece. Hayat bir seni mi koşturuyordu cancağızım köşe kapmaca. Çocukça şakalarla geçiştirmiştim sıkıntılarını. Ben de senin kadar koşturuyorum ama sen hep uyuşuktun, yetişemiyorsun zira senin hayatın senden hızlı koşuyor cancağızım demiştim sana gülerek.




Hesapsız zamanlar düşmüştü benim payıma, plansızdım. Köşe kapmaca hayatta, planlanmış yolun sonunda, oturduğun köşende meşgul adamdın artık sen. Mutlu mesut bir günümde, sevinçli bir haber muştulayacak ve kutlayacaktım senide. Öpecektim anneciğinin ellerinden, selam ile bir bayram gününde. Kuşun kanadına yüklenemeyecek kadar coşkulu, neşeliydim kendimce. Sevinçlerimi paylaşmak tek doğru gibi gelirdi, böyle çoğalırdı sevgiler, benim içimde. Sesinin yorgun, bıkkın en çok da mesafeler açan koridorlarını geç fark ettim nedense. Yanlış zamanın getirisi miydi uzaklaşan sesin bilemedim çocuk telaşımla. Müsait değilim, kelimesinin duvarına çarpıp, parçalanarak bana geri döndü boğazımda düğümlenmiş sevinçlerim, yutkundum sabırla. Utandım yere dökülüp saçılmış neşeli kırıntılarımdan, görme diye hızla süpürdüm halı altına tüm kırıklarımı. Ben de bir kadındım işte en nihayetinde. Belki de tüm kadınların yaptığı iştir bu. Kendi kendime kabulle irsi olmalı dedim bu halı altı kırıkları, kadınca. Aramızda açılan mesafe çukuruna düşmemek adına son kez zıplattım içimdeki çekirgeyi. Sen fark etme diye kırılan hayallerimi, üst perdeden rol kesen usta oyuncular gibi kahkaha sarmalına sarıp sesimi, kutladım bayramını. Utanıp ele veren sesinle, teşekkür edişinle anlamıştım sen de çarpmıştın şimdi aynı duvara. Güçlü adamların duvara çarpmasının; duvarı mı, adamı mı daha çok parçalayacağını düşündüm bir an, üzüldüm sana. Kolay gelsin dileklerimi bıraktım usulca kapına, kapatırken telefonu. Planlayıp, çalışarak her engeli mükemmeliyetçi duygularla aşıp vardığın bu köşe başında,bilmiyordun her şeyin bu kadar zor olacağını değil mi? Merdiveni en yüksek dağın yamacına dayayıp zirveye ulaşmıştın, peşinden gelenler olsa bile, senin kadar azimli, sabırlı, çalışkan olamamışlardı.Her engin manzaranın bir bedeli vardı ödenecek. Çok çalışıp zirvede, dağın engin rüzgârında mükemmel bir yalnızlığa katlanmak oldu diyetin. Sen çok çalışıyor ve her işi kusursuz yapıyordun, kulluk ipini en doğru noktada tutuyordun. Ne yazık ki zorlanıyordun, kabullenemiyordun hayatında artık mükemmel olmayanı, gözün bile görsün istemiyordun. Bana tüm katlanışların çocuk yanlarımdan mıydı yoksa artık gözünün görmeyişinden miydi bilemedim hiç. Köşe kapmaca bu hayatta tüm köşeleri kapmış, kalbinin tüm köşelerini kapatmıştın hayata. Bir ben kalmıştım ortada ebe.  Biliyordun, hayat bana adil davranmamış, bir köşe kaptırmamıştı. Oyundan atılmış bir çocuktum ben. Mükemmeliyetçi adamların affı olmaz demiştin sen. Ama biliyordun ki dost olan çocuk yanlarımızdı bizim. Bu yüzden yaptığım ve yapacağım tüm kötülükleri affedecektin. Seni münezzeh tutuyorum demiştin, hatırlar mısın? Bu yüzden razı olmuştun çocukluğumun ve deliliğimin farkına vararak, ne yaparsan yap, diyetini ödemeye razıyım, demiştin. Yüreğinde bir köşe değilse bile ebeliğime bir pay vermiştin aksilenen çocuk yanlarımla. Çocuklar ve deliler her zaman mutlu olmalı, demiştin.



Dün sabah ne oldu biliyor musun? Nereden bileceksin. Sabah yine zoraki uyanmıştım, telefonun bilmem kaçıncı alarmında. Biliyorsun ne kadar çok uykucu olduğumu. Neşeyle dilime yine aynı sözü dolamıştım tam da "her şey güzel olacak" diyerek zıplayıp kalkmıştım yataktan ve yine  banyoya yüzümü yıkamaya koşmuştum. Aynadan bana bakan yüzün yoktu ama daha kötüsü bir kadın vardı aynadan bana bakan. Benim kadar irkilmiş ve korkmuştu besbelli ve aynı benim gibi "sen kimsin" diyerek, bakıyordu bana. Sanki bir yerden tanıyordum onu. Hatta bana benziyordu. Uyku sersemliğiyle kırpıştırıp gözlerimi dikkatimi toplayarak baktım son bir gayretle. Evet, bana benziyordu bu kadın. Kalakalmıştık ikimizde. Gözlerimi kapadım hemen. Gider diye bekledim. Nasıl olsa, ne zaman gözümü kapatsam, sen geliyordun gözümün önüne. Hatta biraz bekledim şaşkınca. İçimden söylendim, ne o uyuya mı kalmıştın bu sabah. Oysaki hiç böyle şeyler yapmazdın, sen gün doğumunda üveyiklerin sesiyle erken uyanırdın. Çocuk aklım karıştı bir an, bir şey mi olmuştu yoksa sana. Yok yok bir şey olmazdı sana. İyiyi Allah korur, kötüye bir şey olmaz derdin ya sen hep. Allah korusun derdim ya ben hep. Bekledim ısrarla gözlerimin içine gelişini ama gelmedin. Aynaya bakmadan bir kez daha çarptım suyu yüzüme, hırçın bir çocuk gibi. Kendime gelirim sandım. Cesaretimi toplayıp baktığımda gerçeğimle yüzleştim. İçimdeki küçük kız duruyordu hala ama sen gitmiştin gözlerimin içinden. Ve giderken benim çocuk yüzümü de alıp götürmüştün acımasızca. Karşımda bana bakan aksi suretimdi. Bizzat kendim, benim gerçek yüzüm. Seninle birlikte içimde çağıldayıp duran, su sesli küçük kızın yüzü de silinmişti aynadan. Nefret ettiğim, çaresizliğin ızdırabıyla yüz yüze gelmiş, gerilmiştim. Ama ben deli bir çocuktum işte. Ve her zaman mutlu olmalıydım. Çekirge bir kez daha zıpladı, hem de gözümün önünde. Affetmek ve unutmak, iyi insanın intikamıdır dedim, kendi kendime. Seni uğurlamak adına gözümden akan tüm gözyaşlarını avuç avuç suya verdim böylece.

                                               20 Kasım 2011

Hiç yorum yok: