Ne
zaman
yürüsem terk edilmiş koridorlarda
Sukuta
durmuş
yüreğin geliyor aklıma
Umursuzca
kapısına
kilit vurduğun
İnatlaşabilir
mi
gençliğin zamanla
En
sert
taşları aşındırırken zamanın adımları
Bir
deprem
kırıp geçirirken Nemrutun heykellerini
Batmaz
denilen
gemileri yutarken buz dağları
Bir
tek seni
mi korkutmuyor akan zaman
Oysaki
gözünün
yaşına bakmadan
Hızla
akıyor hayat.
Katmıyorsun
hayata
kendini
Katılmıyorsun,
özgür
kalmak adına
Sen akmasan
da,
mümkün mü?
Akışından
fire
vermesi zamanın.
Hayalinde
yalnızlığın
timsali dağlar
Buram
buram
tüten yalnızlıklar var
Hangi
dağ
öykünür özgürlüğe
Yalnızlık
acıtırken
ruhunu.
Söyle
şimdi,
Senin
özgürlüğünün
Senin
yalnızlığının
Dur
demeye gücü
yeter mi?
Durdurabilir
mi?
Hoyratça
akışını
zamanın.
Kapını
yumrukluyorum
nicedir
Açılmıyor
Ellerim
paramparça
acılar içinde
Ellerim
perişan
Korkma
ellerim
öfkeye bulanıp
Sökmeyecek
yüreğimi
yerinden
Yüreğim
gururla
kapatıyor kapılarını
Geç
de olsa,
Hazır
şimdi
ayaklarım
Yüreğinden
sessizce
çekip gitmeye.
Biliyorum
ne
“git” diyeceksin
Nede
“kal”
Boyun
eğeceksin
teslimiyetle
Heyhat,
kader
desen de
Bileceksin!
Git
demiyorum
sana
Gel,
diye
çağırmıyorum artık.
Seni
yalnız
ve özgür bırakıyorum
Hadi
koş
kendi labirentine
Özgürce
kovala
yalnızlığını
Nasıl
olsa
bir gün
Karanlık
gölgenden
korkacaksın.
Yüreğinin
karanlık
koridorunda
Özgür
ve
yalnız
Issız
ve
metruk kalacaksın.
Bilmiyorum,
tarih
kitaplarında,
Güçlü
adamların
yanında
Anılacak
mı
adın.
Ama
biliyorum
müzelere sığmayacak
Arşivler
dolusu
yalnızlıkların.
Çok
büyük
adamdı diyecekler senin için.
Yalnız
ve
sevgisiz öldü.
//Metruk binanın
döşemesinde
Bir kaç tahtayı tuttuğu varsayılan
Ha düştü başı, ha düşecek.
Paslar olmasa belki varlığı yitecek.
Bir paslı çiviyim ben
Esen
dağ rüzgârının
inadına tutuyor,
Tutunuyorum
hayata.//
27 Ekim 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder