Koyu Gölgeler
Yağmur
yağıyor dünden beri. Hava soğuk ve kasvetli. Çocukluğumdan beri yağmuru
çok
severim. Yağmur sokaklara değil sanki hep yüreğime yağıyor. Bahar
yağmuruysa yağan,
asla arap kızı gibi camdan bakamam. Fakat son güz mevsiminde ılık
değildir
yağmur. Kararan gökyüzündeki bulutlar mı sebep bu kasvete. Mevsimin
getirisi bu
hal ki ruhu ürperten bir yanı var yağmurun. İnsan nedense zamansız
bir yalnızlığa mahkûm oluyor bu mevsimde. Ruh halimize yansıyor dalından
savrulan bir yaprağın hüznü. Cama dayayıp burnumu küçük çocuklar gibi
izliyorum yağmurun yağışını hala. Yağan yağmurun tıkırtısıyla uykuya
dalmayı çok seviyor benim yüreğim. Bir yalnızlık mahkûmunun her zaman
yaralarını sarar bu tıkırtılar. Yağmurun yağmadığı gecelerde rüzgârın
uğultusunu dinliyorum, bir avaz gibi olsa da seviyorum bu hoyrat
sesi. Kış günü bir sokak lambasının titreyen solgun ışığında karın
yağışını izlemekten kim alıkoyabilir ki beni. Hatırlar mısın bilmem
uzun, koyu
bir sohbete daldığımız ilk karın yağdığı o geceyi. Yine ne çok
konuşmuştum
değil mi? Büyülü kar düşleri anlatan iki küçük çocuk gibiydik seninle.
Şimdiler
de sesin yok bu mevsimde. Yağmurun pencereme vurmadığı, hoyrat rüzgârın
penceremi zorlayıp uğultularını sunmadığı, yanan başıma kar tanelerinin
düşmediği tansiyonu yüksek geceler yaşıyorum, kocaman bir sessizliğe
bürünüyor
odam. Her şeyin sukutu korkutuyor çocuk çehremi. Suskun duvarlar üstüme
üstüme geliyor sanki beni ezecekler, korkuyorum.
Geçen akşam
gördüm seni. Yine böyle yağmurun
yağdığı, köprü trafiğinin tüm insanları
çileden çıkardığı bir akşamdı hani. Düşün hatırlayacaksın o günü. İki
yakası bir araya gelmeyen bu şehrin kilit noktası tam köprü gişelerine
yaklaştığın o anı nakşettim aklıma. Toplantı için iki yakayı baştan başa
fethetmen gerekmişti. Toplantı bitmiş sen eve dönüyordun. Yine
keyifle radyo
dinliyordun trafik herkesin canını sıkarken sendin,
yağan yağmurun
tıkırtılarına yetişemeyen silecek seslerine, elleriyle direksiyon
üstünde tempo
tutan. Nasıl olsa akmıyordu trafik ne gam demiştin kendince, evde
bekleyenin de
yoktu nasılsa. Arabanın içi sıcaktı üşümüyordun üstelik. Hangi şarkıyı
dinliyordun bir türlü hatırlayamıyorum. Bilirim benim gibi sen de
severdin,
şarkılar eşliğinde uzanıp giden yolları önünde. Radyoda şarkıları kesen
haber aralarında dikkat kesilir, dinlerdin günün özetini. Her
insana işkence
gibi gelen bu trafik, bu kalabalık ve bu yollar bir tek seni
yormazdı sanki.
Sana başka bir kapı açan sunucunun seçtiği şarkılara çocuklar
gibi neşeyle
eşlik eder, akıp giderdin keyifle trafik içinde. Zaman zaman kendimi
aynı araba içinde o yolculukta arka koltukta sessiz bir izleyici gibi
hissediyorum hala. Tempo tutan ellerin takılıp kalıyor aklıma. Gece
uykularım
bölününce kalkıp bakıyorum penceremden köprü trafiğine, o anın
hayaliyle. Yine
geçer misin diye çocukça düşünceye kapılıyor yüreğim. Oysaki
sen zaman içinde akıp gitmişsin. Sana dair tüm düşüncelerin bu
canlılığı, bu tazeliği ve bu imkânsızlığı anlaşılır gibi değil.
Düşüncelerin ne
zaman eskiyecek bilmiyorum. Eskimeyen düşüncelerin üstüme üstüme
yürüyor,
beni ezecekler, korkuyorum.
O çok
sevdiğin müzikleri dinlemez oldum bugünlerde. Korunma içgüdüsü dedikleri
bu
olsa gerek. Yakmak istemiyorum içimdeki küçük kızın canını. Bilirsin ki
ben
zorlukların üstüne yürümem. Salyangozlar gibiyim bugünlerde, içime
kaçtım.
Yinede bu daha kötü sanki. Salyangoz kabuğunun sarmalı içinde döne döne
sana
ulaşmaktan korkuyorum. Hatırlar mısın ağır sendromlu
günlerimi. Sanki kocaman
bir hata yapmış gibiyim. Karamsar duygular beni huzursuz ve aksi
kılıyor.
Düşünüyorum da kendi kendime bile itiraf edip kurtulacağım bir sebebi
hala
bulabilmiş değilim. Sanki bir hatanın pişmanlığını taşırken ben, bu
pişmanlığı
görmeyip üstüme üstüme yürüyor tüm duygular. Yine de gülüyorum üç karış
çocuğun
üstüne beş karış bir suratla yürüyen bu hayata. Kendi kendime
saldırganlaşıyorum, kendi kendimi acıtıyorum nicedir. Suçlar cezasız
kalmamalı
diyen sesini duyuyorum içimde. Suçumu arıyorum şiddetle yana döne.
Ruhumun
bu paranoid yanlarından nefret ediyorum. Bulsam belki kefaretini ödeyip
kurtulacağım tüm duygulardan. Bir duygunun kefareti nedir
bilmiyorum, hissetmemek orucu mu tutmalıyım. Öderim diye kurduğum şu
cümle bir an nasıl da imkânsız göründü şimdi gözüme. İçimdeki bu yürüyüş
korkutuyor beni. Üstüme yürüyen duvarlarla daha rahat baş edeceğimi
düşünüyorum
nedense. Senli duygularım üstüme
üstüme yürüyor, beni ezecekler, korkuyorum.
Sokaklara
vurmak isterim kendimi bu mevsimde, bir yağmur eşliğinde. Geceler
boyu sarmaş dolaş olduğum yalnız sokakları seviyorum. Geceleri
başkadır sokakların. Gündüzleri çirkindir bu şehrin tüm sokakları.
Çirkin,
ruhsuz insanlar bir işgal ordusu gibi her köşe başını, her kavşağı
istila eder.
Yalnız bir sokağın mahzunluğu hüzünlü bir senfoni
çalar, bilirsin. Belki de tüm
mahzunları koynunda saklamanın kokusu sinmiştir sokağa. Saçak altına
saklanmış yağmur kaçkını serçeler şakımaz. Onlar güne, güneşe kanat
açar güleç yüzlere. Gece ayazında kapı eşiğine sığınmış sokak
kedileri ve ezcümle tüm sahipsizler sığınır gecenin koynuna, sahip çıkar
şehrin sokaklarına. Doğacak güne gebe ne acılar, ne umutlar
filizlenir solgun bir sokak lambasının titrek ışığında. Ve tüm
gölgeler devasadır sokak lambası altında. Yürüyerek senden önce
kocaman
adımlar atar sokakları adımlayan koyu gölgeler. Dua etmelisin o vakit
peşinden
gelip seni ezmiyor diye kendi
adımlarının devasa gölgesi. Oysaki çocukken
çok korkardım ben sokakta gece yarısı önüm sıraya yürüyen gölgelerden.
Şimdi
büyüdüm mü dersin. Büyümüş olmalıyım ya da bu şehir çok aydınlık,
unutuyorum belki
de farkında değilim nicedir karanlık gölgelerin, bilmiyorum. Sen de
korkar
mıydın gölgelerden. Bir kedi gibi senli düşüncelerin koyu
gölgesine sığındığımı hissediyorum
sahipsiz geceler boyunca. Karanlık gölgen üstüme üstüme yürüyor, beni
ezecek devasa adımlarıyla, korkuyorum.
22 Aralık 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder