Sokaklarla pek
bağdaşmamış bir çocukluktu benim çocukluğum. Haşarı, annemin tabiriyle
"elebaşı" bir çocukluk yaşamadım hiç. Oyun oynamayı sevmediğimden
değil kâh sakarlığımdan, kâh yeteneksizliğimden atılırdım oyunlardan.
Sıkılırdım yedek oyuncu kulübesinde bekletilmekten. Yakan top oynarken
havada topu yakalayan elebaşı kız kardeşimin, kazanıp bana verdiği yedek
canla oyuna alınırdım ancak. Utanırdım haliyle ve bu utancın etkisiyle
dolaşan adımlarımdan bir kez daha istenmeyen, başarısız oyuncu olur
yine atılırdım. Kısırdöngüye dönerdi bu hal. Ne zaman son bulacağını
bilmediğim bu döngü beni kırılgan ve öfkeli kılmıştı ilk çocukluk
evresinde. Nihayet okula başlayıp, okumayı öğrendikten sonra sokaklarla
irtibatım kesilmeye başladı. Oyun oynamak için sokağa çıkmış olsam bile
oyundan atılınca artık doğru evin yolunu tutup, kitapların
sokaklarını keşfe çıkmıştım çocukça.
Kitaplar, kitaplarım...
İçine girip saklandığım rengârenk masal kitaplarıyla başladı bu
yolculuk. Kitap yazarının sevgiyle elimden tutup "gel hadi"
diyerek bana açtığı büyülü kapıdan girer ve geri gelmek istemezdim çoğu
zaman. Bitmesin isterdim 80 Günde Devri Alem. Denizlerin altında dolanıp
dururdu aklım. Esrarlı ada hayalleri kurardım, öykünerek
Robinson'a. Üzülürdüm Kibritçi Kıza ve içli içli ağlardım kırmadığı
kaşağı yüzünden iftiraya uğrayan Hasan’a. Okumak alışkanlık mıdır
yoksa sâri bir hastalık mı bilmiyorum. Ama bulaştıktan sonra artık
kurtulmanın söz konusu olmadığı ve hasta olduğunuzu düşünmediğiniz
aksine hayatınızda tüm boşlukları doldurabilecek ve bence her insanın
başına gelmesi gereken en güzel saplantılardan biridir.
Bana göre Allah'tan
sonra sığındığım tek limandır kitaplar. Zaman zaman hala çocuk aklımla
karşısına geçip kitapların, yazarlarının yüzlerini gözümün önüne
getirip, düşünürüm. Yüzlerce değişik yüz canlanır gözümün önünde,
yüzlerce değişik düşünce, yüzlerce çıkılmış yolculuk ve yüzelerce
çekilmiş çile. Bunca insanın evime, odama sığmayacağını düşünürüm sonra,
gülerek. Garip bir hüzüne kapılırım zaman zaman. Bu kitapları
yazanların benden hiç haberi olmamıştır, ben onları böylesine severken.
Hatta pek çoğunun bir birinden haberi olmamıştır. İlk kitap yazanlar bu
bağlamda daha şanssız galiba. Bizler ve bizden sonraki nesillerin daha
şanslı olduğunu düşünürüm bunca değişik kitap karşısında. Onlar beni
bilmese de bu çeşitliliği bilmek ayrı bir güzellik katar her baktığımda
kitaplarıma. Kitap yazarları da elbette ki hiç sevmedikleri yahut çok
sevdikleri bunca yazarla bir araya gelebileceklerini, bir rafa dizilip
yan yana oturacaklarını asla hayal etmemişlerdir sanırım. Gerçek dünyada
bunca yazarı bir araya getirme fikrine takılıp kalıyor zaman zaman
aklım. İster istemez gülümsüyorum elimde olmadan. Kütüphanede durdukları
gibi böyle sessiz, eserleri gibi gayet dostça ve arkadaşça,
birbirlerine karışmadan yan yana oturabilirler miydi yoksa gürültülü bir
tartışmanın ardından, kavgaya mı tutuşurlardı? Yinede birbirlerine
zarar vermeyeceklerini düşünüyorum, tartışsalar bile bir süre sonra
tahammülü öğrenirlerdi yahut alışırlardı bu birlikteliğe. Zamanla daha
iyi dost olurlardı belki de.
Her gün kavga edecek
değiller ya çocuk mu bunlar?
Belki de her gün kavga
ederlerdi değil mi? Çünkü her yazar aslında biraz çocuktur. Çocukça bir
bakış açısı, büyümenin getirdiği olgunluk ve öğrendiklerinin
etkisiyle yoğrulmuş bir duygu, düşünce denizinde gezinir ve bizleri de
gezintiye çıkarırlar çoğu zaman. Yazmaya başlamadan önce her yazarın çok
okuduğunu ancak okuyarak belli bir seviyeye ulaşılacağını düşünüyorum
bu yüzden. Her yazarda çocuk masumluğu ve merakı olduğunu tüm bunların
etkisiyle çok okuyarak, çok yazarak yol alacaklarına inanıyorum. Hayal
dünyası dediğimiz hatta bazılarının esin perisi dedikleri, her yazarın
yazdıkça genişleyen, okudukça büyüyen sınırsız ufkudur aslında. Nedir
insanı yazmaya iten diye düşündüğümde elbette ki önce kendi cevabımı
vermek istedim. Tüm derdim kendimleydi. Sırdaş kâğıtlara kendimi,
derdimi anlatmayı seviyordum. Bir süre sonra her anı kayıt altına
aldığımı, kendi yazdıklarımı okudukça kendimi daha iyi anlar hale
geldiğimi fark ettim. Çözmek istediğim tek mesele bendim zaten. Günlük
tutanlar bilirler ki bir yıl sonra yazdıklarını okuduğunda insan çoğu
zaman tebessüm eder kendi kendine. Bana göre kişinin kendini en iyi
anlama ve çözümleme metodudur yazmak. Kendimi anlamak
için yazıyorum. Kendimi en iyi şekilde ifade etme çabası
içindeyim. Böyle bakınca pek idealist görünmüyor sanki. Hepimiz
bir kitabımız olsun ve daha çok insan bizi okusun isteriz elbette ki.
Bir şeyler kalır mı bizden bilmiyorum ama kalırsa da bizden sonraki
nesil ya içinde kendinden bir parça bulup örnek alacaktır ya da köşeye
atacaktır okuduklarını. Her insanın anlamak ve anlaşmak bağlamında
asgari müşterekleri yakalaması yeter de artar zannındayım ama bunun çok
zor olduğunun da bilincindeyim. Doğrusu yüzde yüz bağlamında hiç bir
insanın karşıyı anlaması yahut bizim tüm insanlara kendimizi en
iyi şekilde anlatmamız mümkün değil. Örneğin ben para verip eserini
satın aldığım ve okuduğum her yazarı anladığımı söyleyemem. Sevdiklerim
olduğu kadar anlayamadıklarım, kitaplarıyla, duygularıyla ve
fikirleriyle tartıştıklarım var.
Öte yandan her okuyanı
memnun edeceğim düşüncesi, yazan kişinin ilk anda aklına gelse bu
düşünce, tek kelime yazamayacağından eminim ben. Sizin harika
dediğiniz bir yazının bir başka dost tarafından eleştirildiği olmuştur
muhakkak. Kişilere, kültüre, bakış açısına, düşünce yapısına, hatta
töremize, anlayışımıza uymadığı için zaman zaman hayat yolunda anlık
yaşadığımız acı, sevinç, hüzün anlarımıza denk geldiği için bile bir
kitabı başucu seçebileceğiniz gibi rafın en ücra köşesinde yalnızlığa
terk edebilirsiniz kitabı. Yazan kişi uluslararası ödüllere koşar ama
siz hiç sevmezsiniz yazdıklarını. Sonuçta okumanın yahut beğenmenin bir
kıstası olmadığı gibi bir mecburiyeti ve zorunluluğu da yoktur. Yazarın
bakış açısından olaya bakınca, her yazan kitabı okunsun ister. Neticede
ortada bir emek vardır ve emek kutsaldır. Ama yinede kitabı az
sattığında eser sahibi bireyleri suçlayıp, sorgulamayı düşünmez.
İlerlemek adına eleştirileri ve yorumları takip edip kendince muhakkak
bir rota belirler. Yazdığı kitapla fikri tartışmalara düşsek bile bu
okuyan için bir kazanımdır sadece. Ben tartıştığım kitap yazarlarını
okurken sanki karşımdaymış gibi hisseder ve fikrine karşı çıktığım
yerleri tek tek hatta örnekler vererek çürütmeye çabalarım aklımın
köşesinde. Oysaki ne ben eser sahibinin kapısını çalar, yakasına
yapışırım nede o benim. Bu yüzden her zaman sessiz ama samimi dosttur
kitaplar. Kimi beni düşünceye sevk etmiştir, kimi bilgi vermiştir
bir hikaye arasında. Bugüne kadar hiç bir kitabı bu kötüdür diyerek
işaretleyip, kolundan tutup evimden dışarı attığım
olmadı. Beğenmediklerimi, sıkıldıklarımı okumayıp yarım bırakmışımdır
çoğu zaman. İçlerinden aklımı kurcalayanlara belki de doğru zamanda
okumadım diyerek fırsat verip geri dönüşümde olmuştur. Hepimizin
vardır başucu kitapları, sevilen tekrar tekrar okunan. Aslına bakarsanız
hayran olunacak bir kelimedir bu başlı başına "başucu". Bir
yazara verilecek en mükemmel ödüldür bu.
Ey yazar, bil ki seni en
kutsal mabedimde ağırlamaktayım. Ey yazar, seni seviyorum, kendimi sana
yahut duygularına, fikirlerine yakın buluyorum. Akıl
danıştığımız, fikir sorduğumuz ve neredeyse başımızın üstünde
taçlandırdığımız eserler neticede hepimiz için özeldir, özel anlar
barındırır mutlaka. Bu yüzden ben en çok başucu kitaplarımın
yazarlarını merak ederim. Bu eserin sahibi yazarken beni düşünmemiştir
mutlaka. Ama ben onu almış bağrıma basmış ve özümsemişimdir. Yazmak işte
bu yüzden güzeldir. Tanımanıza gerek yoktur yahut birebir görmenize,
yazan yazısıyla diyeceğini demiş ve gitmiştir aslında ve sizin
konuştuğunuz eserdir. Ama yazan elinizden tutmuş, bir kapı açmış ve bir
yol göstermiştir. Size bir fener olmuş, ışık yakmıştır gecelerinize çok
uzaktan. İnsanın aklının almayacağı bir gururdur aslında bu. Bu yüzden
hepimiz isteriz bir kitabımızın olmasını mutlaka. Doğrusu bu hayal ne
kadar güzel ve özel değil mi?
Çocukça merak içinde
aklım. Bir gün eğer olursa bir kitabım, acaba bir kütüphane rafında
hangi yazarla sırt sırta duracağım. Belki de beni hiç sevmeyen bir
yazarla sırt sırta verip, kavgalar ederek ve zamanla bir birimize
alışarak okuyucu beklemek düşecek bahtımıza. Ama yine de bir kişinin
başucu kitabı olacağım anın hayalini kurmanın güzelliğiyle sadece bir
kişi için günlerce yazacağım.
30 Aralık 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder